beraberce Derneği’ni, yaklaşık bir yıl önce kurduk.

Bir derdimiz vardı – bu topraklarda nasıl yaşayacaktık birlikte?

Yan yana değil, bütün farklılıklarımızla ama beraberce nasıl yaşayacağız?

***

Yüzyılımızın büyük sorunu – bir yandan ulus devletler erirken yeni, saldırgan milliyetçiliklerin doğması, demokratlıklarını yeterli bulmadığımız demokrasilerin dahi ağır bir tehdit altında olması, göçler artarken sınırların güçlendirilmesi.

Göçler, dağılım savaşları ve yeni eklenen ekolojik göçlerle daha artması, ve Avrupa’nın sınırlarını gittikçe daha güçlendirmesi, geçilemez hale getirmesi sonucu Türkiye büyük ölçüde göç alan bir ülke haline geldi ve bu durum devam edecek..

Bu durumda, beraberce güzel olan bir hayatı nasıl kuracağız?

***

Ya da – güzel olması için hayatı beraberce kurmak gerekiyor mu gerçekten? Tek başımıza, kendi mahallemizde, kendi arkadaşlarımızla ve insanlarımızla, kendi adetlerimizle, ötekiyle uğraşmadan rahat rahat yaşamak çok daha güzel değil mi?

***

Ben doğduğumda, İstanbul’un nüfusu 3 milyon bile değilmiş – bugünün Kadıköy’ü, belki daha küçük bile. Annem, babam doğduklarında ise İstanbul 1 milyondan bile az.

Bugün “Suriyeliler geldi, mahvettiler İstanbul’u” diyenlerin çok büyük çoğunluğunun kökenleri İstanbul dışında. Ve dün Kürt’ler için aynı şeyi söyleyenlerin de çoğu annesi, babası İstanbul dışından gelmiş olanlardı.

Daha geriye gidelim, ikisi de İstanbul doğumlu olan anneannem ve babaannem de, bilmem nereden gelen ve İstanbul’u mahvedenlere çok kızarlardı… ama anneannemin babası da Ankaralıydı, babaannemin ailesi ise Balkanlardan gelmişti.

Bir şekilde hepimiz göçmeniz bu şehirde…

***

Hiçbir insan, köyünü, toprağını, ailesini – bütün bir hayatını – nedensiz, bir acı olmaksızın terk etmez.

Kuşkusuz ki çok güzel göçler de var bu dünyada – okumak için gittiğin şehre aşık olup kalırsın, o şehrin bir çocuğuna aşık olup kalırsın, yârinin peşinden gidersin uzak diyarlara, ama ne yazık ki bu göçler münferit olaylar olarak kalır.

***

Göçlerin çoğu, bir acıya dayanır. Osmanlının dağılmasıyla Balkanlardan yerinden yurdundan edilmiş, göç yollarında çocuğunu, yaşlısını yitirmiş yüzbinlerden bugün Suriye’den, Afganistan’dan, Afrika’nın cehennemlerinden buralara ulaşabilenlere kadar büyük acılar, felaketler savurdu bu insanları bu topraklara. Açlık, sefalet Anadolu insanını düşürdü yollara, katliamlar, köy boşaltmalar sürükledi insanları İstanbul’a.

Kimse isteyerek gelmedi.

***

Bazen de daha zor görünür, daha “küçük” acılardır insanları göçe zorlayan – olanaksızlıklar, özgürlüksüzlükler, kısıtlamalar, ayırımcılıklar.

“Gönüllü göç” der sonra birileri biraz küçümseyerek, ya da “beyin göçü”, göçenleri pohpohlamak için (sanki diğer göçmenler beyinsizdi).

Her zaman daha fazlasını, daha iyisini, daha güzelini, daha dahasını isteyen bir varlıktır insan.

Hayatın daha güzel olabileceğini tahayyül etme yetisine sahiptir çünkü.

Hayatın daha güzel olabileceğini tahayyül etmek, bunun için mücadele etmek ve yollara düşmek çok insani bir dürtü, insankızının özünde olan bir dürtü. Belki de, insanı insan yapan temel dürtülerden.

***

Bu dürtü olmaksızın, herhalde hala mağaralarda yaşardık.

O ilk insanlar arasında da, daha iyi bir hayatı tahayyül edenler vardı. O dağın ardında toprak belki daha verimliydi, o nehrin öte tarafında kışlar daha ılıman olabilir miydi? Ve bazıları, en meraklı, en cesur olanları, mağarasını bıraktı dağın ardına, ırmağın öte tarafına geçti. Bilmedikleri topraklara göçtüler, evlerini korunmak için birbirlerine yaslanarak, neredeyse iç içe yaptılar, 12.000 yıl önce Göbeklitepe’yi oluşturdular.

***

Şehir, göçle olur.

Göç, şehrin özüdür.

Medeniyet dediğimiz, şehre - Al Madina’ya – ait olandır: Surlarla çevrili olan, içinde ticaret, zanaat ve sanat üretilen, tarım yapılmayan, köle olmayan, hür insanların yerleşkesidir.

İpini koparan gelir, yerleşir şehre.

Şehir farklılık demektir, kalabalık, kargaşa, gürültü, alışılmadık sesler, yeni simalar, farklı kokular, düzensizlik. Yeni gelenin sefalet, uyum zorluğu, yerleşmiş olanın rahatsızlığı, yeni gelenin rekabetinden korkusu. Zihni zorlar, rahatsız eder. Rahatsızlıktan yeni çözümler doğar. Şehrin dinamiği dediğimiz budur.

***

Yaşadığımız şehre gelen de oldu, giden de. Her gelen yanında bir şeyler getirdi, ve her giden yanında bir şeyler götürdü.

Kimse isteyerek, keyfinden gitmedi. Zorla, zorbalıkla, acıyla gittiler.

***

500 sene önce, Fatih Sultan Mehmet’in, yıkılan Bizansın yeniden inşası için Anadolu’dan – zorla – getirttiği Ermeniler, yanlarında o büyük mimari birikimlerini alıp gittiler. 1915’ten sonra, o büyük felaketten, soykırımdan sonra kendilerini Dersaadet’e atan Anadolu Ermenilerini yaşatmadık, “azınlık” yaptık, çoğu yanlarında tiyatrolarıyla, operalarıyla, ezgileri ve yemekleriyle gitti bu topraklardan. Bir gözleri kaldı hala şehirde – Ermenistan’da “bolis / polis” derler İstanbul’a, O ŞEHİR, şehirlerin şehri.

Aynen Rumların dediği gibi, “istanpoli” demişler, O Şehre doğru, öyle İstanbul adı olmuş. Ama Bizans’ın bu torunlarını da kovmuşuz, mübadelelerle, tehcirlerle, pogromlarla kurtulmuşuz Polis’in en kadim çocuklarından.

Sultan 2. Beyazıd’ın kabul ettiği Safarad Yahudilerine de tahammül edememiş modern dediğimiz Türkiye, gittikçe azalıyorlar.

İstanbul’un üç büyük kadim halkı, yanlarında ustalarını, bilgelerini, ezgilerini, kokularını alıp gittiler bize dayanamadıkları için, o güzellikler şimdi başka yerlerde yeşeriyorlar.

***

Kuraklaştı İstanbul, kendi kendine kaldı, tek başına ve yalnız.

***

Sonra yeniden gelmeye başladılar. Yaklaşık 30 sene önceydi, evimiz restore ediliyordu. İnşaatta, koyu renkli, İstanbul kulağına yabancı gelen bir dil konuşan işçiler çalışıyordu. Bizi görünce susuyorlardı. Zamanla tanıştık. Bir süre sonra, o bize yabancı gelen dillerini daha sesli konuşmaya başladılar. Ev boyandığında – biz artık orada oturuyorduk – o zamanların koşullarında kısık seslerle söylenen stranları dinliyorduk.

***

Yeni bir ses gelmişti şehre. Şehir olmuştu İstanbul yeniden…

Artık birçok ses duyuyoruz, yeni ezgiler, yeni kokular, yeni simalar görüyoruz. Sevdiğimiz var, sevmediğimiz de var, sevdiğimizle de, sevmediğimizle de güzelleşiyoruz.

***

Aman gitmesinler!

Bir daha kovmayalım, kovdurmayalım kimseyi!

Hayat beraberce güzel.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.