Fiilen varsın, hukuken yoksun: Türkiye'de Ermenistanlı göçmen olmak

Fiilen varsın, hukuken yoksun: Türkiye'de Ermenistanlı göçmen olmak

Varduhi Balyan / Agos

Ermenistanlı avukat Meri Haçatryan ve araştırmacı İrena Grigoryan, Hrant Dink Vakfı’nın burs programından yararlanarak İstanbul’da Ermenistanlı göçmenlerin sorunlarını araştırıyorlar. Haçatryan’la iki ülkenin göçmenlerle ilgili yasal mevzuatlarındaki boşluklardan kaynaklanan sorunları konuştuk. Ermenistanlı işçilerin hayatını gözlemleyen Grigoryan ise göçmen işçilerin sosyo-ekonomik ve kültürel sorunlarına dair gözlemlerini anlattı.

‘Yasal değişiklikleri takip etmek kolay değil’

Kendinizi tanıtır mısınız?

İnsan hakları savunuculuğu alanında 17 yıllık bir deneyime sahibim. Ermenistan’da Saharov İnsan Hakları Savunma Merkezi’nde çalışıyorum. Ekonomik zorluklar yaşayan Ermenistan vatandaşlarına ve göçmenlere ücretsiz hukuki danışmanlık veriyorum. Saharov Merkezi’nin temel amacı bireylerin haklarını, mahkemeye gitmeden savunmak, eğer mahkeme süreci başlamışsa da hak ihlallerini ortaya çıkarmak ve önlemek. Eğer süreçte Anayasa’daki eksiklikten kaynaklanan aksaklıkları fark edersek Anayasa değişikliği önerisi de yapıyoruz. Bu tür önerilerimizi yerel yönetimler, hükümet ve milletvekilleri aracıyla kamuoyunun gündemine getirmeye çalışıyoruz.

Hukuk sisteminde eksiklerle karşılaştığınızı söylediniz? Hangi vak’alar böyle düşünmenize neden oldu?

1988-1991 arasında Azerbaycan’dan Ermenistan’a göç etmek zorunda kalmış vatandaşlarımızın meselesi en karışık vak’aları beraberinde getirdi. O dönemde Ermenistan’a göç edenlerin pek çok çözülmemiş sorunu vardı. Örneğin vatandaşlık statüsü, barınma, tapu edinme gibi alanlarda göçmenlerin ciddi sorunları vardı. Ermenistan Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra uzun yıllar göçmen haklarıyla ilgili bir kanun yoktu. Dolayısıyla bu göçmenler, Birleşmiş Milletler’in sözleşmelerine dayanarak göçmen statüsünü aldılar. Göçmenlerle çalıştıkça Ermenistan hukukundaki boşlukları fark etmeye başladık.

Türkiye’ye geliş amacınız neydi?

Son yıllarda uluslararası hukuku incelemek için bir burs programı, eğitim programı arıyordum. Türkiye’ye çalışmak için gelen, ardından tekrar Ermenistan’a yerleşmiş bir aile bize başvurmuştu. Onların karmaşık hikâyesi sayesinde çok zor bir sorunla karşı karşıya kalmış olduk. Onları dinledikçe sadece Ermenistan’ın değil, aynı zamanda Türkiye’nin de hukuk sisteminde göçmelerle iligili boşlukların olduğunu gördüm. Bu ailenin çocuğu Türkiye’de doğmuş ve hastane tarafından aileye doğum belgesi verilmiş. Yasalara göre Ermenistan ikinci kez doğum belgesi vermiyor. Fakat var olan doğum belgesini de kabul etmiyor çünkü belgede isimler yanlış yazılmış. Göçmen hikâyelerinde çokça rastlandığımız bir sorun bu. Bu tür hataları düzeltmek için normal şartlarda Ermenistan diplomatik yollara başvurur. İki ülke arasında diplomatik ilişki olmadığı için bu yola başvurmak mümkün değil. Zamanla birçok Ermenistanlı göçmenin benzer sorunlarla karşılaştığını öğrendim. Tam da bu vak’a ile ilgilenirken Hrant Dink Vakfı’nın Burs Programı’nı gördüm. Aynı zamanda İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Araştırmaları Merkezi’nin Ermenistanlı göçmenler konusuyla ilgilendiğini öğrendim. Bu çerçevede bir projeyle HDV’nin Burs Programı’na başvurdum ve kabul edildim.

Burs Programı ile iki sene önce Türkiye’ye gelen bir başka bursiyer Anna Muradyan çok kapsamlı bir çalışma yapmıştı; bu çalışma meselenin farklı katmanlarını bana gösterdi. Tek bir vak’a biliyordum, aslında onlarca, belki yüzlerce benzer vak’anın olduğunu böylece öğrendim. Bir avukat olarak Türkiye’deki yasal mevzuatı anlamak istedim. Sonuç olarak, İstanbul’da yaşayan Ermenistanlı göçmenlerle ilgili rapor sunmayı planlıyorum. Raporda bazı istatistiksel bilgilerin yanı sıra bu insanları Türkiye’ye getiren nedenler, burada yaşadıkları sorunlar ve onları burada tutan nedenler de yer alacak.

Ermenistanlı göçmenlerin yaşadıkları ortak sorunlar neler?

Ermenistanlılar genelde sosyoekonomik nedenlerle İstanbul’a geliyor. Ticaret için gelenler de bir iki kez geldikten sonra buraya yerleşiyorlar. Fakat buradaki oturma izni prosedürlerini takip edemiyorlar. Bir süre sora burada yaşamaları yasadışı hale geliyor. Üç aydır İstanbul’dayım ve 12 Ermenistanlı göçmen ile görüşme yaptım. Her birinin hukuki açıdan sorunlar yaşadığını gördüm. Bürokratik işlemleri, yasal değişiklikleri takip etme sorunu da var. Ermenistan’da iki haftada bir değişiklik yapılıyor, benim takip etmem bile zor, bu insanların takip etmesi ise neredeyse imkansız. Aynı şeyi Türkiye’deki yasalarla ilgili söyleyebiliriz. Kısacası bu yasa değişikliklerini takip eden hukukçuların Ermenistanlı göçmenlere destek olması gerekiyor.

Ermenistanlı göçmenler genelde ev temizliği yapıyor. Birkaç kişi toplanıp genellikle de Ermenistanlıların çok yaşadığı semtlerde bir ev tutuyor ve zor şartlarda yaşamaya başlıyorlar. Ev temizliğine giden bir Ermenistanlı kadınla karşılaştım. On beş yıldır Türkiye’de. Kendisinin Sovyet Birliği pasaportu varmış; onu da çalmışlar. Yani şu anda herhangi bir kimlik kartı yok. Kız kardeşi de aynı durumdaymış. Bu kadın emeklilik yaşına yaklaşmış, bu konuda da sorunlar yaşayacak. Ermenistan’daki yasal değişikliklere göre emekli olmak için kişinin kendisinin başvurması lazım. Yani bu kadın herhangi kimliği olmadığı için Ermenistan’a dönemez. Fiziksel olarak İstanbul’da ama yasalarda öyle değil. Sisteme en son 15 sene önce buraya gelirken girmiş, sonrasında hiç kaydı yok. Pasaportu olanlar da bürokratik prosedürleri takip edemedikleri için ülke dışına çıkmak için ceza ödemek zorunda. Cezayı ödeyemediği için Ermenistan’a giremiyor. Amacım bu tür sorunlara çözüm bulmak.

***

‘Türkiye coğrafi ve kültürel olarak yakın olduğu için burayı tercih ediyorlar’

Kendinizden söz eder misiniz?

Göç ve kültürlerarası ilişkiler alanında yüksek lisans yaptım. Ancak Ermenistan’da bu alanda çalışma yapamadım. Ermenistan’da genelde sosyo-ekonomik kalkınma projelerinde çalıştım. Hrant Dink Vakfı’nın Burs Programı’nı takip ediyordum. Koç Üniversitesi’ndeki Göç Araştırmaları Merkezi’nin ev sahipliğinde bursiyer olarak buraya geldim. Pratik uzmanlık kazanmak için iyi bir fırsat oldu. Merkezde birçok konuda destek oluyorum. Ayrıca Ermenistanlı göçmenlerle ilgili kendi araştırmamı yürütüyorum. Konuyu daha önce ele alınmamış açılardan incelemeye çalışıyorum. Yanıtını aradığım temel soru şu: Ermenistanlı işçiler Türkiye’deki emek piyasasına ve Türkiye Ermeni toplumuna ne katıyor?

Ermenistanlı işçilerle ilgili izlenimlerinizi paylaşır mısınız?

Otuz kişi ile irtibata geçtim, görüşmelere devam ediyorum. Her vak’a çok ilginç. Ermenistanlı göçmenler çok değişken ve dengesiz hayatlar sürüyorlar. Kendileri genellikle Suriyeli göçmenlerden daha iyi durumda olduklarını düşünüyorlar. Toplumda Suriyeli göçmenlere karşı tepki daha büyük. Eski Sovyet ülkelerinden gelen göçmenler daha kolay kabul görüyor diye düşünülüyor. Ermenistanlı göçmenler genellikle devletin gözüne fazla batmıyorlar; görece daha rahat durumdalar. Fakat bazen bu durum ansızın değişebiliyor. Ermenistanlı göçmenlerin küçük bir kısmının kendi aralarında güçlü ağları var, anlık gelişmelerden birbirlerini haberdar edebiliyorlar. İstanbul Ermeni toplumu ve Ermenistanlı göçmenlerin birbirlerini anlamadığı gibi bir görüş var. Göçmenler daha çok Ermenistan’ın istihdam açısından zor durumda olan bölgelerinden geliyorlar. Türkiye yakın olduğu için burayı tercih ediyorlar. Ayrıca kültürel yakınlıktan dolayı da burayı tercih ediyorlar. Göçmenlere özgü yaşamı da buraya getiriyorlar. Buradaki yaşam tarzını benimsemeden Ermenistan’daki yaşam tarzlarını burada sürdürmeye çalışıyorlar. Cevabını aradığım soru: Bu insanlar burada yaşamaya devam ederse beş sene sonra Rusya veya Fransa’daki gibi farklı bir Ermeni toplumu ortaya çıkar mı? Bu ilginç bir soru.

Korku ve güvensizlik hissediyorlar mı?

Evet, görüştüğüm herkes güvensizlik ve korku hissettiğinden bahsediyor. Daha çok güvensizlik hissettiklerini dile getiriyorlar. Hem iş güvenceleri yok, hem de toplum içinde, özellikle de kadınlar gizlenmek zorunda kalıyorlar. Bakkala gittiklerinde bile göze batmamak için hızlıca eve dönüyorlar.

Siz bir Ermenistanlı olarak burada neler hissettiniz?

Geldiğim ilk dakikadan beri kültürel olarak yabancılık çekmedim diyebilirim. Şehir büyük olsa da mahalle kültürü hâlâ yaşıyor. Bunun parçası olmak hoşuma gidiyor. Buraya gelmeden önce İstanbul hakkında çok bilgim yoktu. Burada farklı kültürel katmanları görmeye, anlamaya başladım. İstanbul kültürel olarak benzeri olmayan bir şehir. Burada bulunmak bir ayrıcalık.

İlk günlerde insanlarla çok diyaloğa girmemeye çalışıyordum, fakat insanların sohbet etmeyi çok sevdiğini, seni merak ettiğini, sorular sorduğunu fark ettim. Nereden geldiğimi söylediğimde hep bir bağ kuruyorlar. Kendisi, komşusu, arkadaşı Ermeni değilse de bir iki Ermenice kelime söyleyerek seninle bir diyalog kuruyor. Bu çok hoşuma gidiyor. İnsanlar arasında her şey ‘normal’. Ve şunu fark ettim. Buradaki gençlerle pek çok benzer yönümüz var.

Kaynak: http://www.agos.com.tr/tr/yazi/20263/fiilen-varsin-hukuken-yoksun-turkiye-de-ermenistanli-gocmen-olmak

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.