beraberce Güz Akademisi 6. haftasında “Adalet, Diyaloğun İmkânları ve Zor Meseleleri Konuşmak” başlığını tartıştı

beraberce Güz Akademisi 6. haftasında “Adalet, Diyaloğun İmkânları ve Zor Meseleleri Konuşmak” başlığını tartıştı

beraberce Derneği’nin beraberalan kapsamında 23 Ekim-27 Kasım tarihleri arasında her Salı akşamı saat 18.30-21.00 saatleri arasında Taksim’de bulunan Goethe Enstitüsü’nde düzenlediği beraberce Güz Akademisi ‘nin 6. Haftası gerçekleşti.

“Mekân/Diyalog/Hatırlama” başlığıyla gerçekleşen Güz Akademisi’nin 6. haftasında “Adalet, Diyaloğun İmkânları ve Zor Meseleleri Konuşmak” başlığı tartışıldı.

Dara Demiralp’in moderatörlüğünde gerçekleşen atölyenin konuşmacı katılımcıları Umut Tümay Arslan ile Mutlu Öztürk oldu.

Felaket-sonrası Hafıza: Hınç ve Adalet

Umut Tümay Arslan, sunumuna başlamadan önce Alain Resnais’ın Gece ve Sis filminin gösterimini gerçekleştirdi. Arslan, sunumunun ardından Jean Amery’nin “Suç ve Kefaretin Ötesinde” metnine atıfta bulunarak şunları ifade etti:

“Jean Amery, ahlaki bir suç tanımı yapmaya çalışıyor ve bu suç tanımının tarihe ahlak kazandıracağını düşünüyor. Çünkü Holokost’un faillerinin bir kısmı şerefle yaşlanmaya devam ediyorlar. Cezasızlık da bunun bir parçası. Şöyle tarif edeyim: Geçmişin cellatlarına yakın duranların Batı Almanya’nın kamusal sahnesinde hâlâ faal olduklarını görüyordu Amery. Faillerin saygın bir konumda kalarak yaşlanmaları Amery’nin hınç duygusunu büyütüyordu. Dolayısıyla da yüzleşilmiş bir felaket gibi düşünemiyoruz Holokostu dahi. Bütün bu kamp ‘tecrübe’sini yaşayan kurbanın şimdideki durumunu tasvir etmekle yükümlü hissediyor kendisini Jean Amery. Yani, Holokost kurbanının şimdideki tecrübesini tarif etmek de bir başka sorumluluk onun için. Dolayısıyla bu, şimdideki durumunu tarif etmek için de toplumun özür, hatırlama, bağışlama ve barış ritüelleri içinde hiç de yeri olmayacak bir duyguyla, hınçla tanımlanabiliyor ona göre. Bu hınç duygusunu büyüten sebeplere daha ayrıntılı bakacak olursak; 20 yıl içinde Almanlar ülkelerinin parçalanmasına katlanmak zorunda oldukları için kendilerini mağdur bir halk olarak görmeye başlamışlar. 12 yıllık Nazi geçmişinin üstesinden gelmenin ötesinde bir şey yapmak dışında, bir çaba ve heves de artık kalmamıştır. Hınç duygusunu büyüten felaket sonrasıdır, felaketin kendisi değil. Şöyle söylüyor Jean Amery: ‘Almanların bir yandan kendi sanayi ürünleriyle dünya pazarlarını fethederken bir yandan da evde, belirli bir soğuk kanlılığı elden bırakmadan bu üstesinden gelme işiyle meşgul oldukları o günlerde, bizim -ya da daha ihtiyatlı bir tavırla söyleyecek olursam, benim hınç duygularım büyümeye başladı.’

Tabii, sonrasında mesela küçük Alman şehirlerinde Yahudi mezarlıklarına ya da direnişçiler için dikilmiş anıtlara saldırılar da ortaya çıkacak. Onu ırkçı nefretin kalmadığına ikna etmeye çalışan Yahudileri her gördüğünde, bu diyalogdan duyduğu rahatsızlığı ifade edecek Jean Amery. Alman hükümetinin cömert tazminat politikasına gelen övgüler hınç duygusunu büyütecek. Yani, Holokost gibi bir felaketi sadece tazminatla giderilebilir bir şey gibi görmek hınç duygusunu büyütecek. “

İyileşmek için: Felaketi Sınıfta Konuşmak

Mutlu Öztürk ise 15 yıllık tarih öğretmenliği deneyiminden yola çıkarak felaketi sınıfla konuşmanın çeşitli yöntemlerini açığa çıkaran interaktif bir atölye gerçekleştirdi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.