beraberce Güz Akademisi 5. haftasında “İstanbul, Dönüşüm ve Emek” meselesi tartışıldı

beraberce Güz Akademisi 5. haftasında “İstanbul, Dönüşüm ve Emek” meselesi tartışıldı

beraberce Derneği’nin beraberalan kapsamında düzenlediği beraberce Güz Akademisi 23 Ekim-27 Kasım tarihleri arasında her Salı akşamı saat 18.30-21.00 saatleri arasında Taksim’de bulunan Goethe Enstitüsü’nde devam ediyor. “Mekân/Diyalog/Hatırlama” başlığıyla gerçekleşen Güz Akademisi’nin 5. haftasında “İstanbul, Dönüşüm ve Emek” meselesi tartışıldı.

Berfin Azdal’ın moderatörlüğünde gerçekleşen atölyenin konuşmacı katılımcıları Murat Cemal Yalçıntan ile Nihat Demir oldu.

“İSTANBUL DÖNÜŞÜM COĞRAFYASI”

Murat Cemal Yalçıntan, “İstanbul Dönüşüm Coğrafyası” başlığıyla yaptığı sunumda Çağlar Keyder’in 1993’te kaleme aldığı “İstanbul’u Nasıl Satmalı?” adlı makalesine değinerek şunları kaydetti:

“O makalede, İstanbulluların bir seçim yapması, gerektiğine değiniyor. Makalesinde şunu soruyor: ‘Popülist politikalarla mı devam edilecek yoksa küreselleşen dünyaya uyum sağlayacak büyüme politikalarını mı tercih edecek İstanbul?’. Aslında sormaz, işaret eder. Yani, ‘Büyüme politikalarını tercih etmeli İstanbul’ der. Evet, aslında büyüme politikalarını tercih ettik İstanbul’da. O büyüme politikalarının sonunda İstanbul, şehir olarak çok ciddi anlamda dönüştü.

Dünya kapitalizmini incelediğimizde, şehirlerde zaman içerisinde çok ciddi ve hızlı dönüşümlerin yaşandığını hep gördük zaten tarihte. Dolayısıyla bu çok yeni bir şey değil. Yeni olan belki bu döneme özgü, belki boyutları itibarı ile bir şeyden bahsedebiliriz ama dönüşüm bugünün meselesi değil. Endüstri devrimiyle birlikte kentlerde çok büyük bir dönüşüm sağlandı mesela.”

KENTTE EMEK SÜREÇLERİ: YAPILAR VE SINIRLAR”

Nihat Demir, “Kentte Emek Süreçleri: Yapılar ve Sınırlar” başlığıyla yaptığı sunumda, kişisel göç hikâyesinden bahsedip İstanbul’da karşılaştığı zorluklara değinerek şunları kaydetti:

“Bitlisliyim. Bitlis’in bir köyünde hayvancılık ticaretiyle uğraşıyordum. Ama birtakım devlet politikaları, Bitlis’te hayvan ticaretini yapılamaz hale getirdi. Yayla yasakları vb. sorunlardan dolayı Bitlis’ten çıkıp İstanbul’a geldim. İstanbul’a geldikten sonra da yeni zorluklarla karşılaşmaya başladım. İstanbul’da inşaat işçiliği yaparak hayatımı idame etmeye başladım. Tabii, bu süreçte yeni zorluklarla tanışmaya başladım. Çalıştığımız inşaat şirketleri çok fazla çalıştırıyor bizi. Mesai saatlerimiz çok uzun. Akşam kaldığımız yerler çok kötü. Eskiden çadırlarda kalıyorduk geceleri. Ama artık çadır yok, konteynerler var. Konteynerler da çok dar. Bir konteynerde 8 kişi kalıyoruz. Gündüzleri çalışıp akşamları da böyle yerlerde kalmak çok kötü bir şey. İşte, bu şartlar altında çalışmak gerçekten bizi çok zorluyor.

Şimdi Fikirtepe’de kentsel dönüşüm bölgesinde çalışıyorum. Burada hem kötü bir inşaat görüntüsü, inşaat yıkımı var hem de buradaki insanların zorla yerlerinden edilmesi sorunu var. Kendi çocukluk anılarını bırakıp gitmek istemeyen birçok aileyi oradan zorla çıkardılar. Fikirtepe’nin yerlisi olan bir amca bana şunu söylemişti: ‘Benim birçok anımın olduğu bir yer burası. Şimdi rezidanslar, gökdelenler yapılmış burada. Eski evimde ölseydim akrabalarım, komşularım gelip ölümü bulurdu, cenazemi alıp gömerlerdi, taziyeme gelirlerdi… Ama şimdi bu rezidansların birinde ölsem kimse cenazemi kaldırmaz, kimsenin öldüğümden haberi olmaz.’ Oradan zorla çıkarılan insanlardan böyle şeyleri çok duyuyoruz.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.